Recent Posts

Archives

Topics

Meta

Einstein in Beyni Koruma Altında

By admin | April 22, 2008

EinsteinNational Geographic kanalındaki belgeselde dahiliğin beynin mekanizmasına ait,
somut ve incelenebilir bir yapıdan mı ibaret olduğu yoksa onun ötesinde insan dehasının başka yerlerde de aranıp aranamayacağı tartışıldı.Bu Einsteinin otopsisini yapan doktor tarafından morgda çalınan ve 50 yıldır özenle
korunan beyni üzerinden yapıldı.İki araştırmacının birisi Einsteinin beyni incelendiğinde onun dehasına ve matematiksel yeteneklerini gösteren farklılıklarla dehanın sebebinin anlaşılabileceğini belirtirken bir diğeri dehanın
beynin ötesinde hayal gücünün somut olmayan genişliğinde gizli,salt beyne
ait olmadığını ve o beynin dahilik için yetmeyebileceğini söylüyordu.Sonunda
yapılan araştırmalar gösterildi,Einsteinin beynindeki en belirgin farklılık beynindeki gleal hücrelerin aşırı büyüklüğüydü.Ancak bunun doğuştan mı olduğu,sürekli sayısal çalışmalar neticesinde yaşamı boyunca mı arttığı belirgin
değil.Anlayacağınız dehanın ve beynin sırrı henüz tam olarak çözülemedi,bilimadamları beynin mükemmel incelenmesinin 20 yıl sonra gerçekleştirilebileceğini,hatta beynin dahiliğe yol açan tüm kodlarının çözülerek
mükemmel zekalı bilgisayar simülasyonlarında yeniden yaratılabileceğini
söylüyorlar.Onun ötesi de bu tür beyinlerin insanlara adapte edilebilir hale
gelmesi…Bilim iyice çıldırıncaya dek Einsteinin beyni dikkatle korunuyor ve
dehanın sırrının afişe edileceği günü bekliyor.

Topics: Bilim Adamları Insanları | No Comments »

2005 deki Bilimsel Tespitler

By admin | April 22, 2008

Bilim dünyası, 2005′i hareketli geçirirken, neşeli olaylara da imza attı: Nota duyduğunda renk gören kadının hastalığı teşhis edildi. Bir partinin sonunda yiyecek kalıntılarından, davetlilerin DNA profili çıkarıldı. Fil ve papağanın ortak yönü keşfedildi…

AFP

İsviçreli bir kadının, müzik duyduğunda renkler gördüğü ve çeşitli tatları duyumsadığı belirtildi. Zürih Üniversitesi’nin araştırması, ‘Fa’ duyduğunda mor, ‘Do’ duyduğunda kırmızı gören 27 yaşındaki müzisyenin, ’sinestezi’ adlı az rastlanır bir fenomene sahip olduğunu gösterdi.

California National Üniversitesi’nden araştırmacılar bir akşam yemeği düzenledi ve partiden sonra yiyecek kalıntılarını inceleyerek konukların DNA örnekleri bırakıp bırakmadığını analiz etti. Örneklerin yüzde 43′ü kullanılarak eksiksiz profiller edinilirken, yüzde 33′ü kullanılarak kısmi profillere ulaşıldı. Bu çalışmanın, hırsızların yakalanmasında yararlı olacağı çünkü, birçok hırsızın girdikleri evlerin mutfaklarında atıştırmayı sevdiği belirtildi.

ABD’li ve Norveçli bilim adamları, Afrika fillerinin papağanlarla ortak bir yönünü ortaya çıkardı. Afrika filleri depapağanlar gibi sesleri taklit ediyormuş.

ABD’deki Brown Üniversitesi’nden yaratıcı öğrenciler, kullanıcısının beyin dalgalarını izleyerek onu en uygun zamanda uyandıran bir alarm saati icat etti.

Akıldan hesapladı ama…

24 yaşındaki Fransız öğrenci Alexis Lemaire, 200 basamaklı bir sayının 13. kökünü, akıldan hesaplayarak bir dünya rekoru kıracağını öne sürdü. Noter huzurunda gerçekleştirilen rekor denemesinde, Lemaire’in hesaplamayı yapması tam 48 dakika 51 saniye sürdü.

Japon psikiyatrist Akira Haraguchi, Pi sayısının 83 bin 431 basamağını hafızadan söyledi. Haraguchi’nin yine bir Japona ait olan 54 bin basamaklık önceki rekoru kırması tam 13 saat sürdü.

Başkan ve arkadaşları

Yeni bulunan üç mantar ağızlı böcek türüne, ABD Başkanı George W. Bush, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in isimleri verildi. Böcek uzmanları, yeni bulunan böcek türlerinin adlarını, Agathidium bushi, Agathidium cheneyi ve Agathidium rumsfeldi olarak tescil ettirdi.

Laos’ta bir pazarda, eti için satılan garip görünüşlü bir kemirgene rastlandı. Bilim adamları bu canlının yeni bir tür olmakla kalmayıp, 30 yıldan beri yeni bir memeli ailesine mensup olduğu anlaşılan ilk hayvan olduğunu belirtti.

Çalıp kaçan saat

Her yıl verilen Ig Nobel ödülleri, bilim adamlarının mizah duygusunun eksik olmadığını kanıtlıyor. Bu yılın ödülleri; çaldıktan sonra kaçıp saklanan ve bu sayede kullanıcısını uyandırmayı garanti eden alarmın mucidine, insanların suda mı yoksa şurupta mı daha hızlı yüzdüklerini araştıran bilim adamlarına, Star Wars izleyen bir çekirgenin beyninde elektriksel aktiviteyi analiz eden Britanyalı ve penguenlerin tuvalet sırasındaki basıncını ölçen Alman bilim adamlarına verildi.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Nasa Plüton Gezegenine Gidecek

By admin | April 22, 2008

PlütonNASA, Ocak ayında başlayacak olan uzun bir yolculuğa hazırlanıyor.

NASA’nın şimdiki hedefi, daha önce hiçbir uzay aracının gitmemiş olduğu Plüton gezegeni. NASA, en az on yıl sürmesi beklenen yolculuk sonunda, Plüton gezegenini inceleyerek güneş sisteminin sayılı gizemlerinden birkaçına daha ışık tutmayı planlıyor.

NASA tarafından “New Horizons” olarak isimlendirilen 700 milyon dolarlık proje dahilinde şu ana kadar hiçbir uzay aracının gitmediği ve hakkında az bilgi bulunan Plüton gezegenine gidilecek. Buzla kaplı nesnelerin hakim olduğu, Neptün’ün ötesindeki Kuiper Kemeri olarak adlandırılan bölgede yer alan Plüton’un yanı sıra uydusu Charon da incelenecek.

Proje ile aynı ismi taşıyan New Horizons uzay aracını Atlas 5 roketi taşıyacak. STAR 48B isimli motorlarla desteklenen Atlas 5 roketi, uzay aracını saniyede 16 kilometrelik bir hıza çıkaracak. Fakat bu hızda bile, 4.9 milyar kilometre uzakta bulunan Plüton’a ulaşmak en az 10 yıl sürecek. Gezegenler arasındaki değişken diziliş göz önünde bulundurulduğunda, fırlatma tarihinin değişmesi durumunda bu süre daha da artabilecek.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Uranüsün Etrafında Yeni Halkalar ( Uranüs Daha fazla Kaotik )

By admin | April 22, 2008

uranüsNASA’nın efsanevi Hubble Uzay Teleskopu, Uranüs’ün etrafında iki yeni halka ve küçük uydu fotoğrafladı. Açıklamalara göre yeni keşfedilen halkalar gezegenden çok uzakta olmalarından dolayı “ikinci halka sistemi” olarak tanımlanıyor. Uydulardan birisi halkalardan birisiyle aynı yörüngeyi paylaşıyor. Hubble’dan elde edilen veriler ayrıca Uranüs’e en yakın uyduların yörüngelerinde son 10 yılda önemli değişiklikler olduğunu gösteriyor.

Hubble Uzay Teleskopu tarafından Uranüs etrafında keşfedilen iki yeni uydu ve halka, gezegenler hakkında bilim adamlarına yeni ufuklar açıyor. NASA’nın uzay keşiflerinde başarılı olabilmesi için en önemli noktalardan birisi olarak görülen gezegenlerin nasıl oluştuğu ve nasıl bir arada kaldığı konusunda yeni buluşlar çeşitli ipuçları sağlıyor. Ayrıca keşfedilen yeni uydu ve halkalar, Uranüs’ün genç bir gezegen olduğunu gösteriyor.

Keşif, yedinci gezegenin çevresinin sanıldığından daha kalabalık ve daha aktif olduğunu gösteriyor. Cupid ve Mab olarak isimlendirilen yeni uydular ve diğer 25 uydu, Uranüs’ün etrafında birbiriyle devinim halinde bulunuyor ve kendine yörünge kazanmak için “birbirleriyle yarışıyorlar”. Bilim adamları tarafından beklenmedik bir durum olarak nitelenen bu hareketliliğin ayrıca Uranüs’ün sanıldığından çok daha kaotik bir sisteme sahip olduğunu da gösterdiği belirtiliyor.

Keşfedilen iki yeni toz halkasından birisi, Uranüs’ten 99 bin 700 kilometre ötede bulunan Mab uydusu ile aynı yörüngeyi paylaşıyor. Bilim adamları tozun bizzat Mab uydusundan kaynaklandığını düşünüyor. Keşfedilen diğer halkanın ise bilinen herhangi bir uyduyla ilişkisi bulunmuyor. Bu toz halkasının yok olmuş bir uydunun kalıntıları olabileceği belirtiliyor.

Uranüs`ün İki Halkası Daha Keşfedildi

Güneş Sistemi`ndeki yedinci gezegen olan Uranüs`ü çevreleyen iki halka daha keşfedildi.

California`daki SETI Enstitüsü`nden gökbilimci Mark Showalter, silik ve tozlu halkaların, Uranüs`ün daha önce bilinen halka sisteminin yörüngesi dışında, ancak büyük uydularının yörüngesi içinde olduğunu söyledi.

Uzay sondası Voyager-2`nin yaklaşık 20 yıl önce Uranüs`ün yakınından geçişinden sonra, ilk kez gezegenin halka sistemine ilişkin bu tür bir keşif yapıldığı kaydedildi.

10 ve 11`inci halkalar
Voyager-2, 1986`da Uranüs`ün yakınından geçerek, gezegenin hayranlık uyandıran halkaları ve çok sayıdaki uydusuna ilişkin görüntülerini dünyaya gönderen ilk uzay aracı olmuştu.

Gezegenin çevresindeki dokuz ince halka daha önce keşfedilmişti. Uzay aracı Voyage-2 ile de Uranüs`ün 10`uncu ve 11`inci halkaları keşfedildi.

En son keşif 2004`te yapıldı
Uranüs`ün halkalarıyla ilgili en son keşif 2004`te Hubble teleskobuyla yapıldı. Daha sonra Voyager tarafından sağlanan görüntüler yeniden incelendi ve daha önce bilinmeyen halkalar fark edildi.

Gökbilimciler halkaların, uzay aracı gezegenin yanından geçerken keşfedilmemesinin, halkaların silikliğinden kaynaklanmış olabileceğini belirtiyor.

Yeni keşfedilen halkaların, toz taneciklerinin oluşturduğu, daha büyük uzay maddelerinin aşındırması sonucu sürekli yenilenen silik kuşaklar olduğu kaydediliyor.

Dünyanın dört katı
Bilim adamları, gezegenin en dıştaki halkasındaki toz bulutunun, Uranüs`ün 2003`te keşfedilen uydusu Mab`den kaynaklandığını düşünüyor.

Güneş Sistemi`nin Jüpiter, Satürn ve Neptün gibi dev gezegenlerinden biri olan Uranüs, dünyanın dört katı büyüklüğünde.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Füzyon (fuzyon) Nedir? Evrende Füzyon

By admin | April 22, 2008

FüzyonNükleer kaynaşma (füzyon), parçalanmanın tersine çok hafif iki çekirdeği birleştirerek daha ağır bir çekirdek oluşturmak ve bu şekilde açığa çıkan bağ enerjisini kullanmaktır. Ama bunu denetim altında oluşturmak oldukça zor bir iştir. Çünkü çekirdekler pozitif elektrik yükü taşır ve birbirlerine yaklaştırmak istenildiğinde çok şiddetli bir şekilde birbirlerini iterler. Bunların kaynaşmasını sağlamak için aralarındaki itme kuvvetini yenebilecek büyüklükte bir kuvvetin kullanılması gerekmektedir. Gereken bu kinetik enerji (hareket enerjisi), 20-30 milyon derecelik bir sıcaklığa eşdeğerdir.46 Bu olağanüstü bir sıcaklıktır ve kaynaşma tepkimesine girecek maddeyi taşıyacak hiçbir katı malzeme bu sıcaklığa dayanamaz. Yani bu birleşmeyi gerçekleştirecek bir düzenek yeryüzünde yoktur.
Füzyon tepkimeleri Güneş’te her an doğal olarak gerçekleşmektedir. Güneş’ten gelen ısı ve ışık, hidrojen çekirdeklerinin birleşerek helyuma dönüşmesi ve bu dönüşüm sırasında kaybolan maddenin yerine enerji ortaya çıkması sayesinde meydana gelmektedir. Güneş saniyede 564 milyon ton hidrojeni 560 milyon ton helyuma çevirir. Kalan 4 milyon ton gaz maddesi de enerjiye dönüşür. Dünyamızdaki canlılık için son derece hayati öneme sahip güneş enerjisini meydana getiren bu müthiş olay milyonlarca yıldır, hiç durmadan devam etmektedir. Bu noktada, şöyle bir soru aklımıza gelebilir. Eğer Güneş’te, saniyede 4 milyon ton kadar büyük bir miktar madde kaybediliyorsa, Güneş’in sonu ne zaman gelecektir?

Güneş saniyede 4 milyon ton, dakikada ise 240 milyon ton madde kaybetmektedir. Güneş’in, 3 milyar yıldan beri bu hızla enerji ürettiğini varsayarsak, bu süre içinde kaybetmiş olduğu kütle 400.000 milyon kere milyon ton olacaktır ki, bu değer, yine de Güneş’in şimdiki toplam kütlesinin 5000’de biri kadardır. Bu miktar, 3 milyar yılda 5 kg’lık bir taş yığınından 1 gram kum eksilmesi gibidir. Bundan da anlaşılacağı gibi Güneş’in kütlesi öyle büyüktür ki, bu kütlenin tükenmesi çok uzun bir zaman gerektirir.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Apofis isimli Gök Taşı Dünyaya Gelebilir

By admin | April 22, 2008

Apofis Gök TaşıThe Guardian’da yer alan bir haber, dünya güvenliğine çok farklı bir açıdan -uzaydan- bakıyor. İşte tam sayfa haberin başlığı: ”Adı Apofis. Eni 390 metre. Ve 31 yıl sonra, dünyayı vurabilir”

BBC -Guardian, Mısır mitolojisinde kötülüğün simgesi tanrı Apofis’in adı verilen göktaşının dünyayı vurması riskinin bilim adamlarını harekete geçirdiğini bildiriyor.

Gazetenin alıntıladığı Nasa bilim adamlarına göre Apofis’in dünyaya çarpışı, Hiroşima’ya atılan atom bombasından 100 bin kat daha büyük bir güç ortaya çıkartabilir. Araştırmacılara göre böyle bir olasılığın yerle bir edeceği binlerce kilometre kare alan ve üzerinde yaşayanların durumu bir yana, asıl tehlike atmosferi kaplaması beklenen toz bulutunda yatıyor.

Guardian, bilim adamlarının bu tip bir göktaşının dünyaya çarpmadan yönünün değiştirilmesini sağlayacak teknolojinin geliştirilmesi için acil çağrılar yaptıklarını yazıyor. Bu çağrılarda özellikle vurguladıkları nokta ise; ‘Zaman daralıyor’.

Guardian’ın görüşlerini aktardığı araştırmacılar, muhtemelen bir füzeyle gerçekleştirilecek göktaşından korunma stratejisinin planlama-deneme ve uygulama aşamalarının yıllar alacağını söyleyerek, çalışmalara hemen başlanmasını istiyorlar.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Dr. Mojzsis’e göre Dünya patlama ile aniden oldu.

By admin | April 22, 2008

Büyük PatlamaDünya patlama ile aniden oldu

ABD’nin Colorado Üniversitesi’nden yerbilim uzmanı Dr. Stephen Mojzsis, dünyanın sanılandan erken soğuduğunu ve hayatı ‘rahminde oluşturmuş’ olabileceğini söyledi.
Dr. Mojzsis’a göre, batı Avustralya’da Jack Hills bölgesinde tortul katmanlarında bulunan zirkonyum ve hafniyum elementleri, erken soğumanın olduğunu gösteriyor ve 4.4 milyar yaşındaki tektonik levla kalıntıları kanıt oluşturuyor.

Dünya ateştopundan soğurken, tektonik levhalar 100 milyonlarca yılda büyük değişiklikler geçirdi ve zirkonyum ile hafniyum gibi radyoaktif element kalıntıları bugüne dek kanıt sağladı.

Mojzsis’e göre, hayat hızla ve muhtemelen birkaç 100 milyon yılda doğmaya başladı. Yer katmanlarının enerjisiyle temel molekül su ve ilk bakterilerle diğer organik bileşikler doğdu. Bu kabaca, 4.5 milyar yıl önceye işaret ediyor.

Ay’a benzer dünyamız

Mojzsis, “hayat nasıl başladı, bunu insan bilmiyor. Ancak gezegenin ilk oluşum evresinin ilk 100 milyon yılında kabuk bağlamasının ve hayatın doğuşu için koşullar uygun olduğunda bunun pekala hızlı olabileceğini düşünüyoruz…

“Yer’de su yokken, onun Ay gibi kraterlerle delik deşik çok erken evre geçirmiş olduğunu da düşünüyoruz” dedi.

Görülmemiş bir doğum

Dr. Mojzsis, 2001′de yayımladığı bildirilerinde, dünyada 4 milyar 300 milyon yıl önce su bulunduğunu kaydetmişti. Bilim adamlarına göre, okyanuslarla atmosfer tahmin edilenden çok daha erken evrede doğmuş olmalı.

Dr. Mojzsis, “anladığımız kadarıyla dünya ‘patlama’ gibi hızlı bir evreyle doğmuş olmalı ve ilk 100 milyon yılda Yer katmanlarının ilk oluşumu, kıtasal kabuklar doğmuş olmalı” dedi.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Meme protezi takan kadinlarin bu protezlerinde micro teknik kullanımı

By admin | April 22, 2008

Martlesham Heath daki BT-Laboraturalrinda calisan Ingiliz bilim adam, kadinlarin Meme protezleri icin bir I-Meme icat etti. Kendi web sayfasinda detayli bir sekilde acikladigi bulusu IT dünyasinda hayret uyandirdi. Cesitli nedenlerden dolayi meme protezi takan kadinlarin bu protezlerinde micro teknik kullanilabilinir dedi.
Meme protezleriinde silikon maddesinin kullanildigini hatirlatan Pearson bu materialin Micro Chip yapiminda kullanilan maddeye yakin oldugunu ve bir kac sene sonra meme protezine icine bir blutooth opsiyonlu MP3 player yerlestirbilecegi veya bir GPS Navigations-System yada bir cep telefonu intrege edilip yerlestirebilecegini belirti. Bunun yaninda protez sahibinin tansiyon, kan sekerini gibi saglik verilerini ölcen bir monitering de I-Meme de olabilecegini ifade etti.

Topics: Yeni İcatlar, Buluşlar ve Keşifler | No Comments »

Saturn Halkalarında Değişimler

By admin | April 22, 2008

saturn halkasıCassini uluslararası uzay aracının yaptığı son gözlemlere göre, Satürn gezegeninin en içteki halkası olan D halkasında, son yıllarda büyük bir değişim gözleniyor. Cassini uluslararası uzay aracının yaptığı son gözlemler, parlaklığıyla Galileo döneminden beri astronomlarda hayranlık uyandıran halkalarda son 25 yılda büyük bir değişim olduğunu gösteriyor.

Voyager uzay aracının 1981′de gezegende yaptığı gözlemlerin, bugünkü gözlemlerle karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkan en şaşırtıcı sonuç, D halkasının giderek ışıltısını yitirmesi.

Bir başka değişim ise D halkasının konum değiştirmesi ve halkanın bir bölümünün 200 km. kadar gezegene doğru daralması.

Halkada bu kadar kısa bir süre içerisinde bu kadar büyük bir değişimin nedeni konusunda astronomlar henüz kesin bir kanıya varamadı. Ancak bu değişimin, bilim adamlarına, gezegen halkalarının yaşı ve ömrü konusunda fikir verebileceği belirtiliyor.

Cassini’nin sağladığı verileri değerlendiren uzmanlardan Linda Spilker, Satürn’ün halkalarının kısa bir dönemin ardından kaybolacağını sanmadığını belirterek, “ancak bu değişimler bize, halkaların nasıl geliştiği ve nasıl son bulduğu konusunda önemli bilgiler sağlıyor” dedi.

Satürn ve onun gaz ve tozdan oluşan müthiş halkaları üzerinde yapılan incelemeler, güneş çevresindeki gezegenlerin 4,5 milyar yıl önce nasıl oluştuğuna ilişkin önemli ipuçları sağlıyor.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Kasirga isimleri nereden ve nasil geldi? Kasırga Nedir?

By admin | April 22, 2008

KasırgaTum kasirgalara isim verilir ama neden? Tabii ki onlar okyanus boyunca
hareket ederken rahatca takip edilebilsinler diye. Cunku ayni anda birden
cok kasirga olabilir ve eger onlar adlandirilmazlarsa hangi firtina hakkinda
konusuldugu karistirilabilir.
Yuzyillar boyunca bati hint adalarindaki kasirgalar gerceklestikleri
gunden once gelen hristiyan azizlerine ait gunlerin adi ile cagirilirlardi.
19yy.’in sonuna dogru Avustralya’ li bir meteorolog tropik firtinalara kadin
isimleri vermeye basladi. 1953′ de Amerika’ da kasirgalari takip eden ve
halka gerekli uyarilarda bulunmakla yukumlu olan “amerikan ulusal hava
durumu servisi” firtinalar icin kadin isimleri kullanmaya basladi.
1979′ da hem kadin hem de erkek isimleri kullanilmaya baslandi. Ingiliz
alfabesindeki Q,U ve Z harfleri haric diger harfler secilerek her bir harfle
baslayan kadin ya da erkek isimleri bulundu. Isimler Atlantik okyanusuna
komsu ulkelerin dilleri olmasi dolayisiyla Fransizca, Ispanyolca veya
Ingilizce’ den secildi.
Peki her yil hangi isimlerin kullanilacagina kim karar veriyor? Dunya
Meteoroloji Organizasyonunun 6 farkli isim listesi var ve her yil gozlenen
kasirgalara sirasiyla bu listelerden isimler veriliyor. Ve her 6 yilda bir
ayni listeye tekrar donuluyor. Ancak bir kasirga cok sayida can veya mal
kaybina sebep olmussa, ona verilen isim listeden cikariliyor ve listeye yeni
bir isim ekleniyor.
2002′ den 2007′ ye kadar olan ve daha sonra yeni bastan tekrarlanacak olan
isim listeleri ise soyle:

Çok fazla sayida ölüme veya maddi kayba sebebiyet verdikleri için
listeden çikarilan kasirga isimleri:

Agnes, David, Hazel, Alicia, Diana, Hilda, Allen, Diane, Hortense,
Allison, Donna, Hugo, Andrew, Dora, Inez, Anita, Edna, Ione, Audrey, Elena,
Iris, Betsy, Eloise, Jane, Beulah, Fifi, Joan, Bob, Flora, Keith, Camille,
Fran, Klaus, Carla, Frederic, Luis, Carmen, Floyd, Lenny, Carol, Gilbert,
Marilyn, Celia, Gloria, Michelle, Cesar, Gracie, Mitch, Cleo, Georges, Opal,
Connie, Hattie, Roxanne.

Bunlar da 1996-2002 yillarinda kullanilmis isim listeleri. Dikkat
ederseniz yeni listede bazi isimler yok demek ki bu isimli kasirgalar cok
fazla zarar verdiklerinden isimler listelerden cikarilmislar. Muhtemelen
“Katrina” ve “Rita” isimleri de yeni listelerde olmayacaklar.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »


« Previous Entries
eXTReMe Tracker