Teknoloji Haber ve Bilim Teknik Konuları

Cinsel istek ve arzuların oluşumuSubscribe Subscribe

  • admin
  • January 20th, 2008
  • Comments Off




Cinsel Arzu Nasıl Oluşuyor?
Tek bir mimik, ses, parfüm, siluet ya da bakış, birinin cazibesine kapılmamıza yeterli olabilir. Arzunun ortaya çıkmasında bütün duyularımız işin içine giriyor. Tabii ilk önce ve en fazla da görsel duyumuz. Cinsel çekicilik, beynimizin belirli bölgelerini olaya katıyor. Görsel korteks, sonra ön korteks, gözle alınan uyarıları hipotalamusa kadar iletir. Hipotalamus aynı zamanda adrenalin ve kalp ritmimizin zıvanadan çıkması ve ellerimizin nemlenmesini borçlu olduğumuz noradrenalin gibi hormonları da salgılar.

Daha sonra dopaminin sırası geliyor. Dopamin, cinsel olmasa bile bütün arzu ve zevk durumlarında salınan ve insanın kendisini iyi hissetmesini sağlayan bir hormon ve bazen bütün beyni seller içinde bırakabilir! Dahası, kadın ve erkekte bazı işaretler, bedensel yapılar vb, arzuyu ilk bakışta bile ateşleyebilir! Biyologlar bunun nedenini, bu işaretleri taşıyan kişilerin daha çok doğurganlığa sahip olmalarında görüyor.

Bel-omuz oranı
Beyaz ya da Asyalı ırk olsun, bütün kadınların tercih ettikleri erkekler bir T siluetine sahip, geniş omuzlu ve dar bir belli. Bel çevreleri ve kalçaları arasındaki oran, 0.8 ve 0.9 ile, bel ve omuzlar arasındaki oran ise 0.6 olması ideal olarak belirtiliyor.

Erkeklere gelince, onlar kadın ırkının vücudundaki eğrileri daha arzu edilir buluyorlar. Bir Asyalı ya da batılının gözlerinde ideal bir kadın, kum saati biçimine sahiptir. Bel çevresi ve kalça arasındaki oran, göğüslerle birlikte 0.6.

Baktığınızda bu oranlar aslında cesaret kırıcı bulunabilir. Peki bunun açıklaması ne? ABD’deki Nouveau-Mexique Üniversitesi’nden biyo-psikolog Victor Johnston: ‘Bu beden biçim veya ölçüleri daha çekicidir, çünkü daha güçlü bir üreme potansiyeline sahipler”.

Çekici, çünkü doğurgan!
Ergenlikte, testosteron ve ostrojen hormonları salgılanmaya başlandığı zaman beden biçim değiştirir ve her biri doğurganlığı gösteren forma sahip olurlar.

Erkek çocukların erkekleştiğini, kadınların kadınlaştığını görürsünüz. Böylece, vücutlarımız, üretkenlik potansiyelimizi belli ederler. Bu da bizim duygusuz kalmamıza izin vermez. Farklılıklarına karşın yüzler de bu çekicilik programınına dahildir.

Ergenlikte ostrojenler çene ve burnu kısaltır, gözleri ayırır ve dudakları şişirirken, testosteron iç çeneyi uzatır ve genişletir, gözleri göz çukuruna doğru gömer.

Simetrinin büyük rolü
Ve bu cinsel hormonlar ne kadar çok salgılanırsa, bu davranışlar o kadar artar. Oysa Victor Johnston şöyle diyor: ‘Eğer bir yüzdeki kadınlık ifadelerini bilgisayarla farklılaştırıp onları erkeklere sunarsak, erkekler, kadınlığın daha fazla belirgin olduğu ifadeleri daha arzu edilir bulacaklardır.’

Kadınlar için de aynısı geçerli: Daha fazla erkekleştirilmiş yüzler onları çeker. Farklı nüfuslarda gerçekleştirilen deneyler, bu gerçeklerin ortak paylaşıldığına işaret ediyor: Doğurmak ve nesli sürdürmek belirleyici… Kim bu özelliklere belirgin olarak daha çok sahipse, şansı da daha çok!

Sosyal biyoloğumuz Victor Johnston bir noktaya daha işaret ediyor: ‘Simetri de yüksek derecede arzu edilir”. Arzu bir tuhaf! Pek çok bilimsel araştırma, bir yüzün ya da vücudun eksensel simetrisi bilgisayarla mükemmelleştirildiğinde, daha çekici bulunduğunu gösteriyor.

Cinsel hormonların tipik olarak biçimlendirdiği bedensel yapılarımız gibi, bu simetri de, evrensel olabilecek sabit bir değerdir. Çünkü bu simetri, batılıların da Asyalıların da ve Afrikalıların hoşuna gidiyor.

Ancak simetride doğurganlık davranışı değil, genetik söz konusu! Victor Johnston bunu şöyle açıklıyor: ‘Doğada, daha simetrik olan varlıklar daha iyi bir bağışıklık sistemine sahiptir. Gelişme boyunca, biyolojik plan mükemmel bir simetridir.

Bir mikrop saldırısı durumunda, genetik planları bağışıklık düzeyine daha dayanıklı olan bireyler, hormonal olarak gelişme ve bu simetriyi koruma konusunda yeteneklilerdir”. Cinsel arzularımız soyumuza daha iyi bir yaşam şansı sunmak için bir başkasının geniyle yönlendirilecektir.

Kokunun büyük rolü
Peki diğer duyuların arzuda rolü ne? Çok sayıda araştırma, kokuların ilginç rollerini ortaya çıkardı. Bir araştırmada kadın deneklerden, erkekler tarafından iki gece art arda giyilmiş tişörtlerden yayılan kokuları değerlendirmeleri istendi. Sonuç şaşırtıcıydı:

Kadınlar, daha arzu edilen kokuların, genetik planları daha farklı olan erkeklere ait olduğunu buldular. Nasıl ve nedenine gelince: Kadınları bu bulgulara iten, aslında, bedenimizdeki belirli bileşiklerin varlığı. Bu bileşiklerin adı CMH (Dokusal Büyük Kompleks). Bu molekülü oluşturan parçaların sıralaması, bireyden bireye büyük oranda değişiyor. Her birimizin genleri, bu molekülün yapısını farklı belirliyor; ve bunlar biyolojik kimliğimizi oluşturur.

Bu moleküller bütün hücrelerin yüzeyinde vardır ve bağışıklık sistemimizin virüs bakteri gibi oluşumlardan hangisinin bize uygun hangisinin yabancı olduğunu ayırt etmesine yardımcı olurlar. Bu nedenle söz konusu moleküller, organ naklinde, bedenimizin reddetmesinden de sorumludur.

Akrabalardan kaçınmak
Hayvanların koku vasıtasıyla CMH moleküllerine tepki verdiğini ve kendilerinden çok farklı bileşenli cinsel partnerlerin cazibesine kapıldıklarını biliyoruz. Erkeklerde de aynısı geçerli. Peki neden farklı olan koku bileşenlerine sahip olanlar tercih ediliyor? Bunun nedeni, can sıkıcı akraba birlikteliklerinden kaçınarak türün kalıcılığını garantilemek.

Kokuların ötesinde, hayvanlar alemi dayanılmaz bir koku gücüyle donatılmış diğer salgıları da tanıyor. Özellikle köpekgiller, kedigiller ve kemirgenlerdeki çıldırtıcı kimyasal moleküller… Bunlar bir cinsel partnerin varlığını ve arzunun başlangıcının sinyalini verir ve erkeklerde penis sertleşir, dişiler de çiftleşme pozisyonunu alır.

Dopamin zevkin anahtarı
Cinsel arzu, hiç kimseyi es geçmez. Her birimiz ve türümüzün farklılığı için bu bir şans. Biyo-kimyacılar, cinsel arzuya cevap veren çağrının biyolojisini biliyorlar. Arzu halindeyken salgılanan ve iyi hissettiren ve zevkin anahtarı olan bu hormonun adı dopamindir.

Aslında, cinsel ilişki sırasında beynimiz daha büyük oranda dopamin salgılar. Belirsiz bir zevk sağlar ve onu güçlendirecek diğer hormonların salgılanmasını harekete geçirir. Diğer hormonlar arasında ositosin ve luberin ve ayrıca bizi tam mutluluğa götüren endorfin yer alıyor. Mutlu beynimizi sular altında bırakan gerçek bir fırtına gibi eser hormonlar bedenimizde. Bir kez zevk alındı mı, beynimiz teselli edilmiş ve vücudumuz dindirilmiş olarak, yeni cinsel partner arzulamaya hazırdır.

İlk olayda biyolojik bileşenler, az ya da çok, ruhsal yaşamımızla uyumlu veya uyumsuz olacaktır. Alınan zevki yeniden bulma isteğine gelince, aynı cinsel partneri arzulamaya iten biyolojik süreci belirleyen nedir? Burada kültürel ve fiziksel özelliklerin ötesinde, başka bir andojen madde söz konusu: Ositosin.

Cinsel zevk anında salgılanan bu molekül, bağlılık hormonu olarak anılmaya layıktır. 1955 yılında ABD, Atlanta’daki Emory Üniversitesi bilim adamları tarafından küçük bir sürüngen üzerinde keşfedilmiştir. Sinir bilimlerinde doktor olan Lucy Vincent şöyle diyor:

‘Çayır fareleri çok sadıklar ve zamanlarının çoğunu çift olarak geçirirler. Oysa, dağ fareleri poligam, yani çok eşlidirler. İkisi arasındaki fark şu: Çayır fareleri beyinlerinde daha fazla ositosin vericisine sahipler ve bu hormona daha fazla hassastırlar”.

Sevilmek beyni aydınlatıyor
Çayır farelerinde, dişi ve erkek arasındaki bağ ilk andan itibaren doğar. Ve çok zor kaybolur, çünkü eşlerden biri ölünce yeri nadir olarak doldurulur. Garip bir şekilde aşka benzeyen bir bağdır bu. Peki ositosin hormonu erkeklerde de aynı rolü oynuyor mu?

Cevap, evet olabilir. 4 yıl önce Londra College Üniversitesi’nden iki sinir biyologu, Andreas Bartels ve Semir Zeki, birbirlerine iki yıl boyunca ‘deli gibi aşık olan” 20 kişiyi seçtiler ve uzun süredir birlikte oldukları kişinin fotoğrafını gördükleri anda beyinlerini MR ile gözlemlediler. Sevilen kişinin fotoğrafını görünce beynin dört bölgesinin faaliyete geçtiğini fark ettiler.

Böylece ositosin hormonunun beyindeki yeri de bulundu. Buradan erkeklerde aşk ve hormon arasında bir bağ olduğu sonucu çıkarılabilir. Ancak hala pek çok soru mevcut. Scienceat Vie’den özetlediğimiz bu yazının sonunda şu sorular soruluyor:

Niçin cinsel ilişki anında sistematik olarak aşık olmuyoruz?

Bir başkasına bağlı olabilmek için belli bir oranda ositosine mi ihtiyaç var?





Comments are closed.