Recent Posts

Archives

Topics

Meta

Nasa Tarafından Üzerinde Farklı Şekiller Bulunan Gök Taşı Keşfedildi

By admin | February 3, 2008

izlerNASA’nın kuyrukluyıldızları izlemek için fırlattığı Stardust uzay aracı, Wild-2 kuyrukluyıldızının üzerinde, dev ayak izlerini andıran 1600 metre uzunluğunda şekiller saptadı. Uzay aracı, 6 yılda 3.2 milyar kilometre yol kat ederek, geçen ocak ayında kuyrukluyıldıza ulaştı.

Stardust, kuyrukluyıldızın çekirdeğine 240 kilometre uzaklıkta yolculuğunu sürdürüyor. Kuyrukluyıldızda kaya ve buz kütleleri görmeyi bekleyen bilim adamları, uzay aracınından gelen fotoğrafları incelediklerinde, yüzeyde ilginç dev ayak izlerine benzeyen şekillerle karşılaşınca şaşkınlığa uğradılar. Araştırma ekibinin başkanı Prof.Donald Brownlee, ‘ Kesinlikle beklenmedik bir olay. Biz daha çok, toz kömür benzeri bir maddeyle kaplı bir yüzey görmeyi umuyorduk’ diyerek şaşkınlığını dile getirdi.

Bilim adamları, ayak izlerinin aslında birer krater olduğunu belirterek, şekillere ‘sağ ayak’ ve ‘sol ayak’ adını verdiler.

Topics: Yeni İcatlar, Buluşlar ve Keşifler | No Comments »

500 Milyon Yıllık Balık Bulundu

By admin | February 3, 2008

balıkların atası

Köpekbalığı ailesine yakın bir tür olduğu belirtilen balığın,
yüzgeçleri kuş kanadını andıracak kadar gelişmiş durumda..

Brezilyalı bilim adamları, Atlantik Okyanusu’nun dibinde 400 milyon yıl önce türediği düşünülen yeni bir balık türü keşfettiler. Çimaera türüne ait olan balığın 30-40 cm boyunda olduğu ve 600 metre derinlikte bulunduğu belirtildi.

Brezilya kıyılarında henüz böyle bir türe rastlanmadığını belirten araştırma ekibi başkanı Jules Soto, balığın 2001 yılında Atlantik Okyanusu’nda araştırmalar yapan bir tekne tarafından bulunduğu söyledi. Araştırmayı yapan öğrencilerin türün önemini bilmediklerinden, buldukları balığı yeniden denize attıklarını ifade etti.
Çekilen arşiv fotoğraflarından balığı tanıyan Soto, sıfırdan yola çıkarak balığın peşine düştü. Yeni bir araştırma gemisi ile denize açılan Soto’nun balığın görüldüğü bölgeye giderek, canlıyı bulması ve türün henüz keşfedilmemiş olduğunu bilimsel olarak kanıtlaması tam 3 yıl aldı.

YAŞAYAN EN ESKİ TÜRLERDEN
Jules Soto balığa, ‘ Hydrolagus mattallansi ’ adını verdi. Köpekbalığı ailesine yakın bir tür olduğu belirtilen balığın, yüzgeçleri kuş kanadını andıracak kadar gelişmiş durumda. Çimaera türünün ilk olarak 400 milyon yıl önce ortaya çıktığı ve yaşayan en eski canlı türlerinden biri olduğu kaydedildi.
Soto, balığın diğer balıkların varlığını, elektromanyetik alanını tarayarak farkettiğini ve gelişmiş gözleri sayesinde ışığı algıladığını belirtti.

40 BİN TÜR KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR
Bilim adamları keşfin deniz canlılarının tasnifi açısından önemli bir buluş olduğunu vurguluyorlar. Derin su balıkları üzerine araştırma yapmanın pratik zorluklarından dolayı, bu türlerin keşfinin yapılması oldukça güç. Bu canlıların soyu henüz keşfedilemeden, denizlerdeki kirlilik nedeniyle tükeniyorlar.
Şimdiye dek bilinen 25 bin balık türüne karşın, 40 binden fazla tür keşfedilmeyi bekliyor.

Ntvden alıntıdır..

Topics: Yeni İcatlar, Buluşlar ve Keşifler | No Comments »

Karadeliğin Oluşumu Gözlemlendi

By admin | February 3, 2008

Karadelik oluşumuİlk Kez Bir Kara Delik Oluşumu Gözlemleniyor

Astronomlar, bilim tarihinde ilk defa bir kara deliğin oluşumunun gözlendiğini ifade ediyorlar.

Patlayan bir yıldızdan kopan ve giderek genişleyen balonumsu oluşumun ortasında meydana gelen bir çatlağın, bugüne kadar belirlenen en genç kara delik olabileceği kaydediliyor. Oluşumun bir kara delik mi, yoksa nötron yıldızı mı olduğunun henüz netlik kazanmadı. Kara delik olması durumunda, bunun uzay bilimciler tarafından oluşumu izlenen ilk kara delik olacağı ifade ediliyor.

İlk kez 20 yıl kadar önce fark edilen bir patlamayla izlenmeye başlayan süreçte, kaotik bir görüntü ortasında yoğun bir nesnenin ortaya çıktığı kaydediliyor. Bu yoğun nesnenin bir kara delik ya da bir nötron yıldızı olabileceği belirtiliyor.
Bugüne kadar süpernova adı verilen pek çok yıldız patlaması kayıt altına alındı. Tükenen süpernovaların sonu olduğu varsayılan bir çok kara delik ‘ adayı ’ keşfedildi. Ancak, süpernovalar ile kara delikler arasındaki bağ, bugüne kadar tam olarak kanıtlanamadı.

‘ İLK GÖZLEMLENEN KARA DELİK ’
Gözlemin bir kara deliğin oluşumu olduğunu söyleyen Ontario’daki York Üniversitesi’nden Dr. Michael Bietenholz, “ Bugüne kadar ardında kara delik bırakan süpernova görmemiştik. Arkalarında nötron yıldızları bırakan, birkaç yüzyıl yaşındaki süpernovaları ise sadece tarihi kayıtlardan bilmekteydik ” dedi. Dr. Bietenholz “ Gözlemin astronomi açısından bir ilk olduğunun altını çiziyor.

30 MİLYON YIL ÖNCEKİ OLAY
Dr. Bietenholz ve arkadaşları, uzayda gözlemlenen olayların bilinen teorileri doğrular şekilde ilerlediğini ifade ederek, “ Oluşumun merkezindeki yoğun nesnenin bir kara delik mi, yoksa bir nötron yıldızı mı olduğunun hiçbir önemi yok, zira bu oluşum, bugüne kadar gözlemlediklerimizin en gencini oluşturuyor ” diye konuştu. Patlamanın aslında çok eski bir tarihte olduğu belirtilirken, SN 1986J kodlu yıldızın yaklaşık 30 milyon ışık yılı uzaklıkta olduğu ve son 20 yıldır yapılan gözlemlerin, 30 milyon yıl önceki gelişmelere ait olduğu belirtiliyor.

Topics: Yeni İcatlar, Buluşlar ve Keşifler | No Comments »

Karadelikle Aslında Birer Ayna

By admin | February 3, 2008

Kara DelikTeoriye göre, kara deliğe belli bir mesafede yaklaşan cisimler, kendi yansımalarını kara delikte görebiliyor.

Kara delikler, güçlü kütle çekimi ile ışığı içine çekiyor ve ışığın dağılması nedeniyle ‘karanlık’ gözüküyor. Ancak ışık, kara deliğin sadece kenarından geçerse, kıvrılarak bükülmekle kurtulabiliyor. İşte, Humboldt State University uzmanlarının başardığı tam olarak da bu. Astonom David Kornreich’ın geliştirdiği bir simülasyon, bir kara deliğin yakınına giren cisimlerin görüntülerinde ne gibi bükülmeler veya bozulmalar olacağını gösteriyor.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Bilim tarihinde ilk kez üç ayrı yıldıza sahip bir gezegen bulundu

By admin | February 3, 2008

Astronomlar bilim tarihinde ilk kez üç ayrı yıldıza sahip bir gezegene rastladı. Gezegenin aynı anda üç yıldızın kütle çekiminden nasıl etkilendiği ve nasıl oluştuğu soru işareti.

Diğer iki yıldız da kendi aralarında bir çift oluşturuyor. Tek yıldız gibi davranan ikiz yıldızlar anayıldızın etrafında dönüyor. İkiz yıldızların toplam kütlesi ise Güneş’in 1.63 katı.

Gözlem Hawaii’deki 10-metre’lik Keck I teleskobu ile yapıldı. Gözlemi yapan California Institute of Technology uzmanı Dr. Maciej Konacki, önce bir yıldızın etrafında dönen bir gezegen farketti; daha sonra Jüpiter’dan biraz daha büyük olan bu ‘gaz topu’nun kendi yıldızının etrafında 3.5 günde döndüğünü hesapladı. Bir yıldıza bu kadar yakın bir gezegen doğal olarak son derece sıcak olmalıydı. Bu da gezegenin oluşmasının bilinen teorilerle açıklanmasını güçlendiriyor.

GEZEGENİN NASIL OLUŞTUĞU BİLİNEMİYOR

Jüpiter büyüklüğünde, ‘gaz topu’ olarak nitelenen gezegenlerin yıldızlarına sadece birkaç günlük yörünge oluşturacak yakınlıkla bulunmaları aslında sıkça rastlanan bir durum. Ancak, bu tek yıldızlı sistemler için geçerli. Söz konusu üç yıldızlı HD 188753 sisteminde, gezegenle anayıldız arasında, ayrıca hesaba dahil olarak işi karıştıran iki yıldız daha var. İkiz yıldızların, ana yıldızın erken çağlarında varolan ve potansiyel gezegen oluşuma yarayacak gaz ve tozu sömürdüğü düşünülüyor. Böylece de söz konusu gezegenin nasıl oluştuğu, hangi gaz ve toz bulutundan çıktığı kestirilemiyor.

Anayıldızdan gelen ısı, gezegen oluşumunun ilk evrelerini olumsuz etkilediği, bu nedenle de Jüpiter gibi gezegenlerin ancak yıldızlarından uzakta oluşabilecekleri tahmin ediliyor. Herhangi bir gaz gezegeninin sağlıklı bir oluşum süreci için yıldızından Dünya ile Güneş mesafesinin üç katı kadar bir uzaklıkta bulunması gerektiği düşünülüyor. Bu uzaklıkta gezegen, buzların ve diğer katı materyeller oluşması için elverişli soğuk bir ortam yakalıyor.

Ancak, keşfi yapılan üç yıldızlı gezegen teorilerin aksine kendi yıldızına son derece yakın duruyor. Tüm bilinen yıldız sistemleri arasında HD 188753, yıldız-gezegen mesafesi en kısa olanı.

İKİZ YILDIZLAR ANAYILDIZIN ETRAFINDA DÖNÜYOR

Öte yandan, ikiz yıldızlar da anayıldızın etrafında 26 yıllık bir süreçte Dünya-Güneş mesafesinin 6 ila 18 katı arasında bir elips çiziyor. (Dünya-Güneş mesafesi 149 milyon kilometre). Gözlemi yapan bilim insanı Dr. Konacki ikiz yıldızların, yörüngeleri itibariyle gezegene kütle çekim etkisi yaptığı ve bu etkinin de gezegenin anayıldıza yakın durmasının nedenlerinden biri olduğunu düşünüyor.

İşte gaz topu gezegenin yıldızına bu yakınlıkta yine de meydana gelebilmiş olması bilim insanını şaşırtıyor. Astronomlar yeni çokyıldızlı gezegenler keşfetme umuduyla teleskoplarını uzaya çeviriyor. Tahminlere göre, çokyıldızlı gezegenlerin sayısının Dünya gibi ‘tek-yıldızlı’lara göre daha yüksek.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Güney Korede Kök Hücre Bankası Açıldı

By admin | February 3, 2008

Yonhap haber ajansı, bankayı, kök hücre temelli tedavilerde kullanılmak üzere geçen yıl ilk kez klonlama yöntemiyle bir embriyon elde eden Koreli bilim adamı Hwang Woo-Suk’un açacağını belirtti.

Seul Ulusal Üniversitesi profesörlerinden Hwang, Yonhap’a verdiği demeçte, kök hücre bankasının bir kamu kuruluşu olarak 19 Ekim’de açılmasının planlandığını anlattı.

Her tipten hücreye dönüşebilen embriyon temelli kök hücreler, hasta organların ”yeniden oluşturulmasında” kullanılabiliyor.

Woo-Suk, geçen yılın şubat ayında bir insan embriyonunu klonlayabildiğini açıklamıştı. Koreli araştırmacı, dünyada bir ilk olan bu çalışmanın, klonlanmış bir bebek ”üretmek” için değil, organizmanın bütün dokularının yapılandırılmasına yarayacak hücreleri oluşturmak için gerekli kök hücreleri elde edip; diyabet, kanser ve Alzheimer gibi hastalıklara çare bulabilmek için yapıldığını belirtmişti.

Güney Kore’de tedavi ve araştırma amaçlı olarak hücre klonlamaya müsaade ediliyor. İnsan klonlamaya çalışmaksa 10 yıl hapisle cezalandırılıyor.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Gök Kuşağı Nasıl Oluşur?

By admin | February 3, 2008

Gök Kuşağı Resimleri Yağmurlu havalarda bir güneş ışını yağmur bulutları arasından sıyrıldığı zaman, bazen gök yüzünde büyük bir renk ve ışık yayı belirir. Bu eski çağlarda sanıldığı gibi, tanrıların habercisi İris’in arkasında uçuşan renk renk eşarbı değil, iklim üzeride etkisi olmayan geçici bir ışık olayıdır.     Bu büyüleyici görüntüyü seyredebilmemiz için, birbiriyle bağdaşmaz iki koşulun gerçekleşmesi gerekir.Yağmur damlalarıyla güneş ışınlarını  bir arada bulunması su damlacıklarının içinden geçen güneş ışığı kırılır ve yedi renge ayrılır. En içte mor olmak üzere sırasıyla lacivert, mavi, yeşil, sarı ve turuncudan geçerek en dışta kırmızıyla biten eş merkezli çemberler halinde sıralanır. Çoğu zaman yalnız bir tek çember yayını görebiliriz.     Bu hepimizin bildiği ışık ayrışması olayıdır ve beyaz bir ışık ışınını bir cam prizmadan geçirerek kolayca gerçekleştirilebilir. aynı olayı, üstüne ışık vuran bir su püskürtüsünde ya da sisli havalarda otomobil farlarının ışık demetlerinden de gözlemleyebiliriz.Eğer ışık kırılması çimenlerin üzerinde çiğ taneciklerinden oluşmuşsa meydana gelen daha küçük çaptaki yaylara yer kuşağı denir.       Bazı bulutların güneş çevresinde yaptıkları hale de ise, gökkuşağının renkleri ters olarak, yani kırmızı içe gelecek şekilde sıralanır. bunun nedeni, gökkuşağının gözlemciye göre Güneşe ters düşmesidir. 

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Yerküre iç çekirdeği dünya yüzeyinden daha hızlı dönüyor

By admin | February 3, 2008

Bilimadamları yaptıkları bir araştırma sonucunda, ilk kez 1996 yılında dile getirilen Yerküre iç çekirdeğinin Dünya’nın yüzeyinden daha hızlı döndüğü tezini ispatladı.

Jeofizikçilerden oluşan bir araştırma ekibi tarafından Science dergisinde yayımlanan verilere göre, Ay’dan daha büyük olan ve sert demirden oluşan Yerküre’nin top biçimindeki iç çekirdeği, gezegenin geri kalan kısmından daha hızlı dönüyor.

İç çekirdeğin 700 ila 1200 yılda bir Yerküre yüzeyine göre fazladan tam bir tur attığı belirtilirken, bilimadamları bu fazladan turun Dünya’nın bir manyetik alanı nasıl yarattığına dair bilgiler verdiğini ifade ediyorlar.

Gezegenin göbeğinde yer alan iç çekirdeğin sıcak sıvı metallerin yer aldığı dış çekirdek içinde bulunduğu biliniyor. Hiçbir yerle bağlantısı bulunmayan iç çekirdek, bu sıcak sıvı metal içinde bağımsızca dönebiliyor.

Söz konusu gerçeğin ilk kez 1996 yılında Columbia Üniversitesi Lamont-Doherty Dünya Rasathanesi’nden Paul G. Richards ve Xiaodong Song isimli iki bilimadamı tarafından dile getirilmiş, ancak diğer bilimadamları bu teze şüpheyle yaklaşmıştı.

Bilimadamlarının ulaştığı verilere göre, Dünya’nın yüzeyi ve geri kalan kısmı günde 360 derecelik tam bir tur atarken, iç çekirdek yılda fazladan 0,3-0,5 derecelik bir dönüş yapıyor. Bu dönme sıvı durumundaki dış çekirdek içinde yükselen ve alçalan demir kitlesinin ürettiği elektrik ve manyetik alanın iç çekirdeği itmesi sonucu gerçekleşiyor. Söz konusu mekanizmanın devasa bir elektrik motoru içindeki dev bir rotor gibi işlediği belirtiliyor.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Havayı Temizleyen Duvar Icat Edildi

By admin | February 3, 2008

İsveçli bilim insanları kentleri daha temiz tutmanın yollarını arıyor; ülkenin başkenti Stokholm’de başlatılan bir projeyle kentteki yapıların duvarlarına sürülecek özel bir boya havayı temizleyici işlev görecek. Kentteki tüm duvarlar özel çevreci bir boya ile boyanacak. Boya havadaki kirletici elementleri filtreliyor.

Projeyi üstlenen İsveçli inşaat devi Skanska, boyanın otoyol kenarlarında duvarlara ve kaldırımlara uygulanacağını açıkladı. İsveç ve Finlandiya arasında 1.7 milyon dolarlım proje uyarınca beton yüzeyler titanyum dioksit ile kaplancak. Diş macunlarında da kullanılan bu madde ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalınca kimyasal reaksiyona giriyor.

UV ışınları titanyum diokside değdiği zaman, madde katalizatör etkisi yaratıyor ve çevredeki azok oksit gibi kirleticileri yutmasını sağlıyor. Böylece, fosil bazlı yakıtların yakılmasından çıkan toksit maddeler havadan çekilmiş oluyor. Kentlerdeki hava kirliliğinin başlıca maddelerinden azot oksit solunması durumunda kişide akciğer hastalıkları tetiklenebiliyor, astım azıyor.

YENİ ÇEVRECİ TİTANYUM DİOKSİT

Titanyum dioksidin UV ile tepkimesi ayrıca rüzgarın da etkisiyle havadaki bakterilerin yakalanmasını ve yüzeye yapışmasına neden oluyor. Bu sayede nefes alınan havada nisbi bir arınma sağlanıyor.

Kimyasal reaksiyon sonucunda çeşitli yan maddeler de açığa çıkıyor; karbon dioksit ve suyun yanı sıra azot da nitrata ayrılıyor.

Kimyasal maddelerin birbirleriyle tepkimelerini ve bunun insan sağlığı için potansiyelini araştıran nanoteknoloji alanında kaydedilen gelişmeler benzer akıllı maddeler önünü açacak.

Topics: Yeni İcatlar, Buluşlar ve Keşifler | No Comments »

Mars ile ilgili teoriler

By admin | February 3, 2008

mars yüzeyiMars’la ilgili bulgular, Science dergisinde bugün yayımlanacak

Mars meteorlarının incelenmesinin ardından gezegende çok uzun süreden bu yana sıvı olmadığı teorisi ileri sürüldü.

ABD’de yapılan araştırmada, Mars’ın bazı bölgelerinde sıcaklığın milyarlarca yıl sıfır dereceye yakın olduğu da belirlendi.

California Institute of Technology ve Massachusetts Institute of Technology üniversitelerince yapılan araştırmada, bu sıcaklığın sıvı haldeki suyun uzun süre kalmasına izin vermeyeceği görüşü de dile getirildi.

Meteorlar üzerinde yapılan sıcaklığa hassas argon gazı ölçümlerinde, meteorların, ‘nahlit’ adı verilen kayalarının kristalize hale geldiği iki- dört milyar yıldan bu yana sıfır derecenin üzerinde sıcaklığa maruz kalmadıkları da tespit edildi.

Araştırmalarındaki bulguları Science dergisinin bugün yayımlanan sayısında da dile getiren bilim insanları, son iki-dört milyar yılda Mars gezegeninin yüzeyinde sıvı halde suyun muhtemelen bulunmadığını da belirttiler.

Bilim adamlarının Mars’ta uzun süre suyun bulunduğu şeklindeki yaygın görüşlerine karşı gelen bu yeni teoride, meteorların kayalıklarına verilen ‘nahlit’ adı, meteorların bulunduğu Mısır’daki El Nahlaa’dan geliyor.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »


« Previous Entries Next Entries »
eXTReMe Tracker