Recent Posts

Archives

Topics

Meta

Tempel 1 isimli kuyruklu yıldızdan patlama sonrasında yükselen bulutta ‘alkol’ bulunduğu belirlendi

By admin | February 3, 2008

Kuyrukluyıldızda alkol bulundu

Bilim adamları patlamadan sonra önemli bilgilere ulaştılar. NASA’nın vurduğu ‘Tempel 1’ isimli kuyrukyıldızdan patlama sonrasında yükselen bulutta alkol’ bulunduğu belirlendi.

Renksiz ve kokusuz ‘metanol’ formundaki alkolün 5 gramdan fazlasının insan için ölümcül olduğuna işaret edildi. Alman Max-Planck Enstitüsü ise çarpışma sonrasında kuyrukluyıldızın öncekine göre yedi kat daha açık renkte parladığını kaydetti. Ayrıca ilk kez kuyrukluyıldızın, güneşin etrafındaki dönüşünde de ‘çok küçük’ bir sapma olduğu doğrulandı. NASA, 4 Temmuz’da Deep Impact aracından gönderilen 372 kg’lık bir bombayla kuyruluyıldızı vurmuştu.
(Hürriyet)

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Dünyamız Ekseni Etrafında Daha Yavaş Dönüyor

By admin | February 3, 2008

dünya resimiDünya artık daha yavaş dönüyor…

Bilim adamları, Dünya’nın kendi ekseninde dönüşünün yavaşlamasından kaynaklanan zaman kaybını telafi etmek için 2005 yılının sonuna bir saniye ekleyecek.

AA-Paris merkezli The International Earth Rotation and Reference Systems Service (Uluslararası Dünya Dönüş Ekseni ve Referans Hizmetleri) adlı kuruluş, atom saatleri temel alınarak yapılan hesaplamalarla Dünya’nın uzay saatinin son birkaç yıldır geri kaldığını tespit etti. Son derece hassas atom saatleri ile yapılan karşılaştırmalarda kurum, yıl sonuna kaç saniye ekleneceği ayarlıyor. Bilim insanları son ek saniyeyi en son 1998′de eklemişlerdi. 
Atom saatlerine göre…
Atom saatleri ile yapılan hesaplamalara göre, Dünya’nın kendi etrafındaki dönüşünde yavaşlaması nedeniyle, Dünya’da zaman paralel olarak yavaşlıyor. İşte, 7 yılda bir eklenen bir saniye, teorik zamanı yeniden ayarlamış oluyor. Atom saatleri 1949′dan beri bilimsel amaçlı zaman ölçümlerinde temel alınıyor.
Atom saatleri, cesium elementi atomunun 9.192.631.770 (9 milyar 192 milyon 631 bin 770) kez titremesini 1 saniye kabul ediyor. Atom saatinini bir diğer avantajı da, uzay ve Dünya’da paralel sonuç vermesi.
Bilim tarihinde ilk ek saniye 1972 yılında konmuştu, ikinci bir ekleme 1983′te yapılmıştı.
Dünya’nın yavaşlama nedeni
Dünya’nın kendi ekseninde dönerken yavaşlaması bilimsel olarak açıklanamıyor. Ancak bilim insanlarının öne sürdüğü birçok açıklama var. Dünya’nın kendi ekseninde dönüş hızı Ay’dan etkilenebiliyor, örneğin, döngü sırasında Ay’a yakınlaşması dönüş hızını yavaşlatıyor. Ay’ın Dünya üzerindeki etkisinin yılda saniyenin 10.000′de 15′i olduğu tahmin ediliyor.
Bunun yanı sıra deprem gibi kaya ve yer hareketleri de kütle yapısını değiştirerek hıza etkide bulunabiliyor.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Nasa Evrenin Oluşumunu Araştırıyor

By admin | February 3, 2008

EVRENİN SIRRINA DOĞRU
Nasa büyük bir kuyruklu yıldızı vurmayı planlıyor. Çarpışma, kuyruklu yıldızın yolunu ve yörüngesini değiştirmeyecek. Ancak, Impactor’ın çarpması ile kuyrukluyıldızın hızı 0.0001 milimetre saniye değişecek. Bu çarpışmanın sonunda Temple 1’de bir küçük krater açılabilir. Zaten istenen de bu. Çünkü çekirdeğinde hangi maddelerin olduğu merak ediliyor. Bu konuda bilim adamlarının tahminden fazla bilgisi yok.
NASA, bu projesiyle iddialı bir hedef peşinde. İlk kez bir kuyrukluyıldız çekirdeğinin incelenmesi sayesinde evrenin oluşumuyla ilgili bilgiler elde edilecek. Kuyrukluyıldızlar, Güneş Sistemi’nin evrimi ve oluşumu ile ilgili bilgiler taşıyorlar. Esas olarak, buz, gaz ve tozdan oluşuyorlar, 4.5 milyar yıl yaşında oldukları tahmin ediliyor. Deep Impact projesi, kuyrukluyıldızın yüzeyini ve içindeki gizleri ortaya çıkartacak ilk uzay projesi.
Impactor’ın kuyrukluyıldızla çarpışması, Yeni Zelanda’dan Meksika’ya kadar geniş bir bölgede teleskopla görülebilecek kadar şiddetli olacak. Dünya’da bazı bölgelerden teleskoplarla izlenebilecek.
Spacecraft, çarpışmadan dört hafta sonra görevini tamamlayarak, Güneş’in etrafındaki güvenli bir yörüngeye ya da diğer bir kuyrukluyıldıza doğru uçacak.
330 MİLYON DOLAR TUTTU
Deep Impact projesi, NASA’nın liderliğinde, Maryland Üniversitesi (UMD), Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’ne (Caltech) ait Jet Propulsion Laboratuvarları (JPL) ve Ball Uzay Havacılık ve Teknoloji adlı özel bir şirketçe ortaklaşa üretildi.
Mayıs 2000’de, bütün gerekli olan sistemlerin belirlenmesi süreci ile başladı. Mart 2001’de ilk tasarım araştırmaları yapıldı. Ocak 2002’de ise uzay aracının tasarımı ve üretimi için bütün detaylar belirlenmişti.
Tüm proje, NASA’ya 330 milyon dolara mal oldu. Ekipte 250 bilim adamı, mühendis, yönetici ve eğitici yer aldı.


HAYAT KUYRUKLUYILDIZLARLA BAŞLAMIŞ OLABİLİR
Kuyrukluyıldızlar, Güneş Sistemimizin en eski oluşumları arasında bulunuyor. Yerkürenin ve Güneş Sistemi’nin evriminde önemli rolleri olduğu tahmin ediliyor. İçlerinde, belki de o zamanın maddeleri hatta organik molekülleri olduğu sanılmakta. Hayatın yeryüzüne kuyrukluyıldızlardan geldiğini bile öne süren bilim insanları var.
Bu yıldızlar, Dünya’ya çarparak, aminoasitlerin yeryüzünde yaygınlaşmasını sağlamış ve böylece hayatın başlangıcını tetiklemiş olabilirler. Bu nedenle kuyrukluyıldız araştırmaları büyük önem taşıyor, çünkü Güneş Sistemi, yerküre ve hayatın başlangıcı ile ilgili henüz çözülmemiş sorunlar var.
Kuyrukluyıldızların, tıpkı göktaşları gibi, Dünyamıza çarpma olasılıkları var. Bu nedenle astronomlar tarafından çok yakından izleniyorlar. Bir teoriye göre 1908 yılında Sibirya’ya bir kuyrukluyıldız çarptı.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Küresel Isınma Kutuplardaki Buzulları Eritmeyecek

By admin | February 3, 2008

antartikaABD’de yazılan bir doktora tezi, küresel ısınmayla artan buharlaşmanın bilim adamlarının tahminlerinin tersine Antarktika’da buzullaşmaya yol açacağını öne sürüyor.

University of Maryland’da doktora öğrencisi Dylan Powell’ın Journal of Geophysical Research adlı dergide yayımlandığı makale, şimdiye kabul gören küresel ısınmanın Güney Kutbu’ndaki buzulları eriteceği tezinin tam tersini savunuyor. Powell, Kuzey Kutbu’nda bir miktar buzul erimesi olmasına karşın, Antarktika’da ciddi oranda yeniden buzullaşmanın meydana geleceğini ve bunun dünya denizlerindeki su ve buzul kaybını dengeleyeceğini öne sürüyor.

Tez simülasyona dayanıyor
Powell, deniz üstündeki buzulların su içindeki derinliklerini kaydetmek için NASA’nın Özel Mikrodalga Sensörü’nü (Special Sensor Microwave/Imager) kullanmış. Bu veriler daha sonra süper bilgisayarda değerlendirilmiş. Tezinin simülasyona dayandığını vurgulayan Powell, kesin bir öngörü için dünya denizlerinden gerçek buzul seviyesi verilerinin toplanması gerektiği görüşünde.

Yağış artacak, Antarktika buzlacak
Kutuplardaki buzullaşma ve yağış rejimi okyanuslardaki akıntıların gücünü belirliyor. Bu okyanus akıntıları ise lokal iklimler üzerinde etkili oluyor. Isınan yeryüzünde sera etkisiyle buharlaşmanın artacağı ve bunun da daha fazla yağışa yol açacağı düşünülüyor. Powell’ın çalışması yeryüzünde artan yağışın Antarktika’ya kar yağışı olarak düşeceğini ve buzullaşmayı artıracağını öngörüyor. Böylece Güney Kutbu’ndaki buzullar yükselecek ve kalınlaşacak.

Küresel ısınmanın Antarktika’yı eriteceği tezinin karşısında, yükselen sıcaklıklarla artan buharlaşmanın Güney Kutbu’nu genişleteceğini savunan bu tez, sera etkisinin sonuçlarının aslında belirsiz olduğunu da gösteriyor.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

2000 yıllık hurma tohumu çatladı tıp anlamında deneyler yapılacak

By admin | February 3, 2008

hurma resimiİsrail’de bilim adamları, soyu tükenmiş bir hurma türünün 2 bin yıllık tohumunu yeşertmeyi başardı. 30 yıl sonra meyve vermesi beklenen ağaç, kanser araştırmalarında kullanılacak.KUDÜS - Araştırmayı yürüten Louis Borick Natural Medicine Research Center uzmanı Sarah Sallon, 2 bin yıllık hurma tohumunu Masada bölgesinde bir arkeolojik kazıda buldu. M.S. 73 yılında Romalılar tarafından ele geçirilmek yerine intiharı seçen Yahudi kabilelerinin toplu mezarında ortaya çıkarılan hurma tohumu şimdiye dek bulunan en eski bitki tohumu özelliği taşıyor.Bilim insanları, 30 cm boyundaki hurma ağacına Tevrat’ta bir öyküden esinlenerek ‘Methusaleh’ adını verdi. Bilim insanları ağacın gelişimini günlük olarak takip ediyor, ağaç normal bir gelişim sürdürmesi halinde ilk meyvesini 30 yıl sonra verecek. Eski tohumlardan üretilen ağaçlar genellikle tüm çabalara karşı önce eğiliyor ve sonra da ölüyor. TIBBİ DEĞERİ İNCELENECEK
Methusaleh ise uzmanlara göre şimdilik sağlıklı görünüyor. Ağacın 7 yaprağından biri DNA analizi için kesilerek İsviçre’ye gönderildi. Ağacın 50 yıllık bir şaşma payı ile bin 990 yaşında olduğunu belirlendi. Bu, ağacın M.Ö. 35 ile M.S. 65 arasında yetiştiğini ortaya koyuyor. Bilim insanları, DNA analizi ışığında 2 bin yıllık süreçte bir zamanlar tıbbi hammadde olarak kullanılan hurmanın biyolojik özelliklerinde kayıp olup olmadığını araştıracak.

ANTİK BİTKİLERDEN MODERN İLAÇLAR
İsrailli uzmanların hurmayı canlandırma nedenleri ise tam olarak tarihsel merak değil. Dr. Sallon, tarihte ilaç olarak kullanıldığı bilinen hurmayı yeniden canlandırıp muhtemel tıbbi uygulamalarını araştıracak. Yahuda hurmasından yapılan bir macunun antik çağlarda ilaç olarak uygulandığı eski metinlerden biliniyor. Dr. Sallon, hurmanın tıbbi potansiyelini hala barındırdığını düşünüyor.

Louis Borick Natural Medicine Research Center, Uzakdoğu ve Ortadoğu’da yetişen egzotik bitkilerden doğal ilaç malzemeleri üzerine uzmanlaşıyor. Merkez daha önce de benzer eski tohumlardan kanser ilaçlarına hammadde üretmişti.

ANTİK ÇAĞIN ‘KUTSAL HURMASI’
İsrail’in Yahuda bölgesinde yetişen ve bugün soyu tükenmiş sayılan bu hurma türü, eski çağlarda Yahudi kabileleri tarafından en değerli meyve kabul ediliyordu. İncil ve Kuran’da ‘Yahuda hurması’ olarak geçen bu ağaç, gölgesi, meyvesi, güzelliği ile en değerli bitkilerdin biri sayılıyordu.

Ağaç daha sonra Yahudi kabilelerin Avrupa’ya göçmesi ve gerekse Haçlılar saldırılarında harap edildi. Modern İsrail’de yetişen hurma ağaçlarının filizleri California’dan ithal ediliyor, bunlar da esasen Irak menşeili bir tür.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Nasa Kuyruklu Yıldızı Delerek Patlatacak

By admin | February 3, 2008

kuyruklu yıldızNASA’nın Deep Impact uzay aracı, 4 Temmuz günü, Tempel 1 kuyrukluyıldızından füzeyle parça koparacak. Açılacak delikten kuyrukluyıldızın çekiLOS ANGELES - NASA, 4 Temmuz’da uzay tarihinde bir ilki gerçekleştirecek. Deep Impact uzay aracı, 139 milyon km uzaklıkta hareket halindeki Tempel 1 kuyrukluyıldızına darbe füzesi atarak bir delik açacak. Araç, açılacak deliğin görüntülerini Dünya’ya gönderecek. Delikten kuyrukluyıldızın çekirdeği açığa çıkacak.

rdeği incelenecek.NASA uzmanları, Deep Impact’in yaratacağı darbenin kuyrukluyıldızda yuvarlak, futbol stadyumu büyüklüğünde bir çukur açacağını tahmin ediyor. NASA’nın Dünya etrafındaki uzay teleskopları Hubble, Spitzer, Chandra ve yeryüzündeki birçok gözlemevi, Tempel 1’de açılacak deliği incelemeye alacak. Bilim insanları, çekirdekten Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili bilgi toplayacak.

DÜNYA’DAN GÖRÜLEBİLECEK
Bilim insanlarının amatör gözlemcilere bir de sürprizi var. Deep Impact’in, kuyrukluyıldızı tam isabet vurması halinde, Tempel 1 normalin 40 katı parlayacak ve bu olay Dünya’nın bazı bölgelerinden çıplak gözle izlenebilecek.Bilim insanları, Deep Impact’in araştırmalarının astronomi alanına önemli açılımlar getireceğini belirtiyor. Donmuş buz, kaya ve toz topları olan kuyrukluyıldızlar, 4.5 milyar yıl önce Güneş Sistemini oluşturan gaz ve toz bulutundan arta kalan yegâne parçalar. Kuyrukluyıldızlar, Güneş etrafında döndükçe dış kabukları eriyor ve sadece içteki donmuş maddeler ayakta kalıyor. Kuyrukluyıldızların nasıl ayakta kaldıkları ile ilgili bilim dünyasının bilgisi henüz sınırlı, bu cisimlerin iç çekirdekleri ile ilgili ise hemen hemen hiç bir bilgi bulunmuyor.

Tempel 1 kuyrukluyıldızı, 1867 yılında keşfedilmişti. Güneş etrafında Mars ile Jüpiter’in arasından geçecek şekilde tur atan Tempel 1, 6 yılda bir Dünya’nın görüş alanına giriyor. Ocak ayında fırlatılan Deep Impact, 4 Temmuz’a kadar 430 milyon km yol katetmiş olacak.

ÇARPIŞMA NASIL OLACAK?
Deep Impact uzay aracı, 3 Temmuz’da 370 kg’lik bakır darbe füzesini (impactor) kuyrukluyıldızın rotası yönünde fırlatacak. Bundan sonraki 22 saat boyunca NASA’nın Pasadena’daki Jet Propulsion Laboratuvarı hem uzay aracını, hem de darbe füzesini Tempel 1’e doğru kumanda edecek. Çarpışmadan önce 4 Temmuz sabahı ise, darbe füzesi otomatik pilota geçerek, navigasyon yazılımı yardımıyla kuyrukluyıldızın çekirdeğine doğru kendini yönlendirecek.
Bu esnada Deep Impact uzay aracı da çarpışma noktasına 8 bin km’de kendini beklemeye çekecek. Patlamadan kısa bir süre sonra da, 500 km uzaklığa yaklaşarak görüntü almaya başlayacak. Çarpışma, 4 Temmuz sabahı TSİ 8:52’de gerçekleşecek. Çarpışmadan 5 ton’luk TNT dinamitinin patlamasına denk bir enerji açığa çıkacak. Deep Impact’ın çarpışmayı temiz bir şekilde görüntülemesi için 15 dakikası var, zira bu süre sonunda açığa çıkan tozlar aracın kameralarını kaplamış olacak.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Dünyamıza Benzeyen Yeni Bir Gezegen Keşfedildi

By admin | February 3, 2008

dünya benzeri gezegenUzun yıllardır teleskoplarını Kova Takımyıldızında bulunan Gliese 876 adlı yıldıza çeviren astronomlar güneş sistemi dışında bulunan ilk kayalık gezegeni buldular. Gökyüzüne baktığımızda yıldızların o parıltılı güzelliği her zaman bizi kendine hayran bırakmıştır. Bir çoğumuz acaba oradada tıpkı bizim dünyamız gibi üzerinde ağaçların, denizlerin olduğu ve canlı yaşamın yaşayabileceği bir dünya var mı diyerek kendimize sormadan edememişizdir. İşte bu sorunun cevabını arayan bilim adamları yıllardır gökyüzünü gelişmiş teleskoplarla inceliyorlar.

Şimdiye kadar başka yıldızların etrafında dönen 155 adet gezegen buldular fakat bu gezegenler dünyamızdan çok daha büyüktüler. Hatta bazıları güneş sistemimizin en büyük gezegeni olan Jüpiterden bile büyüktü. Yani bizim bildiğimiz türden bir yaşama elverişli değildiler. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dahada gelişen teleskoplar bilimadamlarının bir adım daha ileriye gitmesine olanak sağladı. Kova takımyıldızının içerinde yer alan Gliese 876 adlı yıldızı inceleyen bilimadamları Dünyadan 7,5 kat daha ağır ve iki kat daha büyük bir gezegen buldular. Şimdiye kadar bulunan gezegenlerin hepsi çok büyük oldukları için gazlardan oluşuyorlardı yani “jüpiter benzeri” gezegenlerdi fakat bu yeni bulunan gezegen tıpkı dünyamız gibi “katı” bir gezegendi. Bu “dünya benzeri” gezegen başka bir yıldızın etrafında bulunan ilk kayalık “terrestrial” gezegen olması açısından bilimadamları tarafından çok önemli bir buluş olarak nitelendiriliyor.

Gezegenin bulunmasının ardından akıllara hemen bu yeni gezegenin dünyamıza ne kadar benzediği soruları sorulmaya başlandı. Yeni gezegenin etrafında döndüğü Gliese 876 adlı yıldız güneş sistemimizden yaklaşık 15 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor ve yaklaşık 11 milyar yaşında. Yeni gezegen ise bu yıldızın yaklaşık 0.021 AU* yakınında bulunuyor. Merkür’ün güneşe uzaklığının 0.4 AU olduğu düşünülürse bu uzaklık suyun sıvı halde kalabilmesi için çok yakın bir mesafe. Güneş sisteminde suyun sıvı halde kalabileceği aralık 0.95 AU ile 1.37 AU arasında (dunyamız güneştan 1 AU uzaklıkta bulunuyor) yer alıyor fakat Gliese 876 güneşe oranla daha “soğuk” bir yıldız olduğu için bu aralık 0.06 AU ile 0.22 AU ya kadar düşüyor. Fakat yeni gezegen bu aralıklar arasında da yer almadığı için suyu sıvı halde tutabilecek sıcaklıklardan çok daha fazla sıcaklığa sahip. Gezegenin sıcaklık aralığı yaklaşık 200 ile 400 derece arasında. Buda bu gezegenin bildiğimiz türden bir yaşam formunu barındıramayacağını gösteriyor. Gliese 876 adlı yıldızın etrafında aslında üç gezegen olduğu biliniyor fakat bunlardan iki tanesi “jüpiter benzeri” olan gezegenler yani çok büyük ve gazlardan oluşuyorlar. Son bulunan gezegen ise kayalık bir gezegen olarak bütün dikkatleri üzerinde topladı. Bu yeni gezegenin bulunmasının ardından “dünya benzeri” gezegen bulma çalışmaları daha da önem kazandı. Dünya üzerinde teleskoplarının ve hassas ölçüm aletlerinin başında bulunan bilimadamları bu yıldızın üzerinde çalışmaya devam ediyorlar çünkü bu sistemde dördüncü bir gezegenin bulunma olasılığıda var. Belkide bu gezegen suyu sıvı halde tutabilecek sıcaklıkta olabilir. Buda acaba evrende yalnız mıyız sorusuna verilebilecek bir yanıtın ilk ipucu olabilir. * 1 AU = 150.000.000 km. (Dünyanın güneşe olan uzaklığı)

Topics: Yeni İcatlar, Buluşlar ve Keşifler | No Comments »

Merkür, Venüs ve Satürn’ün Aynı Hizaya Gelmesi

By admin | February 3, 2008

mars merkür venüsMerkür, Venüs ve Satürn’ün 50 yılda ilk kez hizaya girmesi Dünya’ya üç gün boyunca aşk dalgalarının yayılmasına neden olacak. 

Bu dönemde Alman uzmanlara göre çiftleri 72 saatlik sağlıklı ve mutlu seks yaşantısı bekliyor. Nedeni üç gezegenin ilk kez hizaya girip, birbirine yaklaşması… Sevgilisi olmayanlara da müjde: Yeni bir aşk doğabilir…

Son elli yıldır ilk defa birbirine bu kadar yaklaşan Venüs, Satürn ve Merkür, dünyamızı yaydığı aşk dalgalarıyla çok güçlü bir şekilde etkisi altına aldı. İlk etkilerin cuma gecesi saat 11′den itibaren hissedildiği yeryüzünde astrologlara göre insanlar hiç umulmadık anlarda büyük aşklar yaşayabilir.

Almanya’daki Max-Planck Enstitüsü’nde Güneş Sistemi araştırmaları yapan Doktor Andreas Nathues, “Bu üç gezegen dünyadan bakıldığı zaman aynı hizada görülüyor ve çok uzun zaman olmadığı kadar birbirine yakın durumda” dedi.

Astrologlar ise bilim adamlarının aksine bu üç gezegenin insanlar üzerindeki etkisiyle ilgileniyor. Onlara göre bu üç gezegen insanları seks konusunda etkisi altına almışdurumda. Aşk gezegeni Venüs, Merkür’ün “baştan çıkarma” gücüyle buluşuyor. Satürn ise diğer iki gezegen arasında “bağlılık” anlamı taşıyor. Bu da böyle bir durumda bir gecelik ilişkilerden bile ciddi ilişkiler doğabilir yorumlarına neden oluyor.

Almanya’nın ünlü astrologlarından Michael Allgeier yaptığı açıklamada, “28 Haziran’a kadar aşk ve seks insanlar için en önemli konu olacak. Önümüzdeki 3 gün herkese sağlıklı ve mutlu seks yaşamı getirecek. Bu tarihe kadar her karşılaşmadan yeni bir ilişki doğabilir. Satürn dünyayı çok güçlü etkiliyor. İyi ilişkiler daha da derinlik kazanabilir. Ancak bazı beraberlikler bir daha başlamamak üzere son bulabilir” dedi.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Kol yada bacağını kaybetmiş olanlara müjde biyonik kol ve bacaklar beyin gücü ile çalışıyor artık

By admin | February 3, 2008

biyonik insanABD’de iş kazası sonucu kollarını kaybeden bir kişi, ameliyatla takılan yeni biyonik kollarını düşünce gücüyle hareket ettirebiliyor.

Milliyet-ABD’DE elektrik hattına dokunarak iki kolunu kaybeden 54 yaşındaki Jesse Sullivan, 6 milyon dolarlık (8 milyon YTL) yeni biyonik kolları sayesinde “dünyanın ilk yarı biyonik adamı” oldu. Sullivan’ın kol sinirleri göğsündeki sağlıklı kaslara bağlandı.
Isıyı da hissedecek
DOKTORLARI, Sullivan’ın ellerini hareket ettirmeyi düşündüğünde, vericilerin bu komutu birkaç saniye içinde yapay uzva ulaştırdığını söyledi. Sullivan, yakında parmak uçlarına takılacak algılayıcılar aracılığıyla, ısıyı da hissedebilecek.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »

Kuş Gribi Virüsü Öldürmeye Devam Ediyor

By admin | February 3, 2008

Uzmanlara göre insandan insana bulaşan bir kuş gribi virüsünün ortaya çıkması an meselesi. Eğer salgın çıkarsa 7 milyon kişi ölebillir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Güney Asya’da ortaya çıkan ve 100 milyondan fazla hayvanın telef olmasına yol açan kuş gribinin insanlar arasında bir salgına dönüşmesinin “çok yakın” olduğunu açıkladı.

Yüzde 50′den fazla
“Dünya çapında ölümcül bir salgın riski yüzde 50′nin üzerinde” diyen WHO yetkililerinden Peter Horby tüm önlemlere rağmen virüsün yayılmasını kontrol altına alamadıklarını duyurdu. Uzmanlara göre şimdiye dek hayvanlardan insanlara geçerek 50 kişinin ölümüne yol açan kuş gribinin, değişime uğrayıp insandan insana geçmesi artık “an meselesi.”

Katil virüse doğru
Horby en büyük korkularını “basit bir gribe yakalanan birinin aynı zamanda kuş gribi de kapması” olarak açıkladı. WHO, bu sayede insan gribinin bulaşıcılığına ve kuş gribinin öldürücülüğüne sahip bir katil grip virüsü ortaya çıkabileceğini açıkladı.

En iyimser tahminle…
Örgüt, bilgisayar modellemeleri ile yaptığı analizlerde böyle bir salgının ortaya çıkması durumunda en iyimser tahminle 1 yıl içinde 2 milyonla 7.4 milyon arasında insanın hayatını kaybedeceğini duyurdu.

Birleşmiş Milletler de geçtiğimiz yıl yayınladığı bir raporda, virüsün insandan insana geçme olasılığının giderek yükseldiğini kaydederek “bu durum uluslararası önem taşıyan bir krizdir” yorumunu yapmıştı.

Topics: Bilim ve Teknik | No Comments »


« Previous Entries Next Entries »